Dolar : Alış : 5.7478 / Satış : 5.7581
Euro : Alış : 6.3723 / Satış : 6.3838
HAVA DURUMU
hava durumu

artvin25°CGök Gürültülü Sağanak Yağışlı

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 15 Kategoride 1497 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Yaklaşan Ramazan Ayı Ve Oruçla İlgili Bilinmesi Gerekenler

04 Haziran 2016 - 1.634 kez okunmuş
Ana Sayfa » Artvin»Yaklaşan Ramazan Ayı Ve Oruçla İlgili Bilinmesi Gerekenler
Yaklaşan Ramazan Ayı Ve Oruçla İlgili Bilinmesi Gerekenler

Yaklaşan Ramazan Ayı Ve Oruçla İlgili Bilinmesi Gerekenler

 

İslamiyet’te üç ayların sonuncusu, on bir ayın sultanı ve ayların en faziletlisi olan Ramazan ayına sayılı günler kala Artvin İl Müftüsü Kemal Uçkun Ramazan ayı ve oruçla ilgili bilinmesi gerekenleri açıkladı.

 

Uçkun açıklamalarına, “Ey îman edenler! Allâh’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. (Bakara, 2/183)” diye başladı.

 

Uçkun yaptığı açıklamada; “İnsanoğlunu özünden kavrayan, bireysel ve toplumsal planda değişim ve dönüşümü kolaylaştıran bir zaman diliminin adı olan bir Ramazan ayına daha giriyoruz. Ayrıca Müminler için oldukça önemli kabul edilen ayların başında gelen Mübarek Ramazan ayının yaklaşmasıyla biz Müslümanları farklı bir iklim kuşatıyor sanki. Etrafımıza baktığımız zaman, geçen yıllarda olduğu gibi Ramazan öncesi tatlı bir heyecan dalgasının, tatlı bir telaşın ister istemez kendi varlığını hissettirdiğini görüyor ve yaşıyoruz. 5 Haziran 2016 Pazar akşamı Teravih namazıyla müşerref olacağımız manevi atmosfer ikliminde, ertesi gün başlayacağımız oruçla hem aç ve yoksul insanların halleriyle bir yönden hemhâl olacak ve hem de bir nefis muhasebesi yaparak gönül dünyamızı revizyondan geçirip imar edecek, günlük yaşantımızı sabır ve tefekkür gibi ulvi meziyetlerle renklendireceğiz inşâallah. Bir buçuk milyar Müslüman, bu ayda tutulan orucun farklı bir yeri olduğunu bildiği için bu aya farklı bir gözle bakar. O halde Ramazan’ı farklı kılacak olan biziz. Eğer bizler, bu 29 gün boyunca gerçekten “anlamlı” denilebilecek işler yaparsak, enerjimizi Kur’an’ın ifadesiyle “salih amel”e, iyi işlere dönüştürmeyi başarabilirsek, bu zaman dilimi, hayatımızın en güzel zaman dilimi olabilir. Daha da ötesi, bundan sonraki hayatımız da Ramazan tadında geçebilir.

 

Ramazan Kur’ân’ın insanla buluştuğu zaman dilimidir. Kur’ân’ın “bin aydan daha hayırlı” olduğunu belirttiği Kadir gecesi, Ramazan’ın gecelerinden birisidir. Kadir gecesini bu denli önemli ve anlamlı kılan da, Kur’ân-ı Kerîm’in o gece insanın dünyasını aydınlatmaya başlamasıdır. O zaman, şu gerçeğin altını çizmekte fayda vardır: Ramazan’ı anlamlı kılan Kur’ân ise, Müslüman insan, Kur’ân’ı anladığı kadar, Kur’an’dan hareketle değer üretebildiği kadar bu güzel günleri kendisi için daha anlamlı ve yararlı hale getirebilir. Daha açık bir ifade ile, Müslüman, Kur’ân’ı anladığı kadar Müslüman olabilir. Bu mübârek ayın milletimiz ve tüm İslâm âlemi için hayırlara vesile olması dileklerimizle, Ramazan Ayı başlamadan önce bir Müslüman olarak oruçla ilgili bilmemiz gereken pratik bilgileri şöyle ana hatlarıyla hatırlamaya çalışalım:

 

Orucu Kimler Tutar?

 

Bir kimseye orucun farz olması için kendisinde şu üç şartın bulunması gerekir:  Müslüman olmak.  Akıllı olmak. Erginlik çağına gelmiş bulunmak. Bu şartları taşımayanlara oruç tutmak farz değildir. Ancak erginlik çağına gelmeyen çocukları, bünyelerine zarar vermeyecek şekilde oruç tutmaya alıştırmak uygun olur.

 

Orucun Edasının Şartları

 

Orucun farz olması için gerekli olan şartlardan başka oruç ibadetinin yerine getirilebilmesi için de bazı şartların bulunması lâzımdır. Bunlar:  Sağlıklı olmak.
Mukim olmak (yani misafir olmamak). Oruç tutamayacak kadar hasta olanlarla, dinî ölçülere göre yolcu olanlar oruçlarını erteleyebilirler. Hastalar iyileşince, yolcular da ikamet ettikleri yere dönünce tutamadıkları günler sayısınca oruçlarını tutarlar.

 

Orucun Sıhhatinin Şartları

 

Oruç tutma şartlarını taşıyan bir kimsenin tutacağı orucun sahih, yani geçerli olabilmesinin şartları da şunlardır:  Oruç tutmaya niyet etmek. İmsakten iftara kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak. Kadınların ay hali ve lohusa halinde bulunmaması. Ay hali ve lohusa olan kadınlar, bu hallerinin devam ettiği günlerde oruç tutamaz, namaz kılamazlar. Bu haller sona erince tutamadıkları günlerin oruçlarını kazâ ederler. Fakat kılamadıkları namazları kazâ etmezler.

 

Oruca Ne Zaman Ve Nasıl Niyet Edilir?

 

Orucun önemli bir şartı da niyettir. Niyetsiz oruç sahih değildir. Bu sebeple; niyetin ne zaman ve nasıl yapılacağının bilinmesi gerekir. Niyet zamanı itibariyle oruçlar ikiye ayrılır: Akşamdan itibaren gündüz kuşluk vaktine kadar niyet edilebilen oruçlar;
Bunlar, Ramazan ayında tutulan, belirli günlerde tutulması adanan oruçlar ile nafile olarak tutulan oruçlardır. Bu oruçlara geceleyin imsak vaktinden önce niyet edilebileceği gibi gündüz kuşluk vaktine kadar da niyet edilebilir, gece niyet etmek daha faziletlidir.  Gündüz oruca niyetin caiz olması, imsaktan sonra bir şey yemeyip içmemeye ve orucu bozan bir iş yapmamaya bağlıdır. Eğer oruca aykırı bir şey yapılmış ise gündüz niyet caiz olmaz. İmsak vaktinden önce geceleyin niyet edilmesi gereken oruçlar: Bunlar da; Ramazanda tutulamayıp başka zamanda kaza edilen Ramazan orucu ile her çeşit keffaret oruçları, başlanıp ta bozulan nafile oruçların kazası ve mutlak olarak adanan (zamanı belirlenmeyen) oruçlardır. Bu oruçlar için belirlenen bir vakit olmadığından bunlar için imsaktan önce geceleyin niyet etmek lâzımdır. Bu oruçlara tan yeri ağardıktan yani imsak vakti geçtikten sonra niyet edilmez. Ramazan orucuna akşamdan itibaren kuşluk vaktine kadar niyet edilebilir. Şöyle ki; normal olarak oruca sahur yemeğini yedikten sonra niyet edilir. Ancak sahurda uyanamayıp yeme içme zamanının bittiği imsak vaktinden sonra kalkan bir kimse, güneş doğmuş olsa bile, kuşluk vaktine kadar o günün orucuna niyet edebilir. Yeter ki, imsak vaktinden sonra orucu bozacak bir şey yapmasın. Sahura kalkmak istemeyen bir kimse akşamdan sonra yarının orucuna niyet edebilir, geceleyin kalkıp tekrar niyet etmesi gerekmez. Niyet esasen kalp ile olur. Yani geceleyin, yarın oruç tutacağını kalbinden geçiren kimse niyet etmiş demektir. Oruç tutmak düşüncesi ile sahur yemeğine kalkan kimsenin bu düşüncesi de niyettir. Oruca kalp ile niyet etmek yeterlidir. Ancak kalp ile yapılan bu niyeti dil ile söylemek daha iyidir. Bu sebeple, oruç tutacak olan kimse, hem içinden niyet etmeli, hem de dili ile:

“Niyet ettim Ramazan-ı şerifin yarınki orucuna” diye söylemelidir. Her günün orucuna ayrı niyet etmek lâzımdır.

 

Oruçluya Müstehap Olan Şeyler

 

Sahura kalkmak.  Sahur yemeğini biraz geç yemek. Yemeği şüpheli bir vakte kadar geciktirmek ise mekruhtur. Güneş battığı iyice anlaşıldıktan sonra iftarda acele etmek. İftarı namazdan önce yapmak da müstehaptır. İftarda şu duâyı okumak sünnettir:“Allâhümme leke sumtu ve bike âmentü ve aleyke tevekkeltü ve alâ rızkıke eftartü ve savme’l-ğadi min şehri Ramazane neveytü, feğfirlî mâ kaddemtü ve mâ ahhartü.” Anlamı: “Allâh’ım! Senin rızan için oruç tuttum, sana inandım ve sana güvendim. Senin rızkınla orucumu açtım ve Ramazan ayının yarınki orucuna da niyet ettim. Benim geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışla!”

 

Sahur Ve İftarın Fazileti

 

Sahurda kalkıp yemek müstehaptır. Peygamberimiz (SAV): “Sahurda yemek yiyiniz, çünkü sahur da bereket vardır.” buyurmuştur. Sahur yemeği, oruca dayanma gücü verir. Duaların kabul edildiği vakitlerden biri de sahur zamanıdır. Oruçlu sahura kalktığı zaman, dilekleri için dua etmeli ve Allah’tan günahlarının bağışlanmasını istemelidir.

 

Oruçlulara iftar yemeği vermek hayırlı bir davranış olduğu gibi bu sofralarda misafir ağırlamak unutulmaması gereken geleneklerimizdendir de. Peygamberimiz (SAV) buyuruyor ki: “Bir oruçluya iftar veren kimseye, o oruçlunun sevabı kadar sevap verilir. Ancak o oruçlunun sevabından da bir şey eksilmez.” Oruç ibadetini tamamlayıp iftar vaktine yetişen kimse, bundan büyük bir mutluluk ve sevinç duyar. O, tuttuğu orucun mükâfatını almak üzere, kıyamet gününde Allah’ın huzuruna vardığı zaman en büyük sevinci tadacaktır. Peygamberimiz (SAV) şöyle buyuruyor: “Oruçlunun iki sevinci vardır: Biri iftar ettiği vakit, diğeri de Allah’a kavuştuğu zamandır.”
İftar vakti yapılan dualar kabul edilir. Peygamberimiz (SAV) bu konuda şöyle buyurmuştur: “Üç kimsenin duası geri çevrilmez, kabul edilir:  Oruçlunun iftar vaktindeki duası,  Adaletli hükümdarın duası,  Mazlumun duası.”

 

Orucu, Ramazandan Sonraya Ertelemeyi Mübah Kılan Özürler

 

Özürsüz olarak Ramazan ayında oruç tutmamak günahtır. Ancak bir kimse aşağıdaki durumlarda Ramazan orucunu sonradan kaza etmek şartıyla tutmayabilir veya başlamış olduğu orucu bozabilir. Ancak sonradan ilk fırsatta tutamadığı günler sayısınca oruçları kaza etmesi gerekir. Bir kimsenin Ramazan orucunu sonraya bırakabilmesi için geçerli sayılan özürler şunlardır:
Hastalık: Bir hasta oruç tuttuğu takdirde hastalığının artmasından veya uzamasından korkarsa oruç tutmayabilir. Hastalığı iyileşince tutamadığı oruçları kaza eder. Hastaya bakan kimse de böyledir. Ramazan ayında düşmanla savaşan asker, oruç tuttuğu takdirde zayıf düşeceğinden endişe ederse misafir durumunda olmasa bile oruç tutmayabilir. Savaşa katılacağı kesinlikle veya kuvvetli bir ihtimalle biliniyorsa henüz savaşa girmeden önce de zayıf düşme endişesiyle yine oruç tutmayabilir. Tutamadığı oruçları daha sonra kaza eder.
Yolculuk: Ramazan ayında en az 90 km. mesafeye yolculuğa çıkan kimse oruç tutmayabilir. Hamza el-Eslemî adındaki sahabe peygamberimize yolculukta oruç tutup tutmayacağını sorunca Peygamberimiz (SAV) ona: “İster tut, ister tutma” diye cevap vermişti. Bu hüküm, dinen yolcu (misafir) sayılan kimseler içindir. İkamet ettiği yerden en az 90 km. veya daha fazla mesafeye yolculuk yapan ve gittiği yerde 15 günden az bir süre kalmaya niyet eden kimse dinen misafirdir. Eğer gittiği yerde 15 günden fazla kalmaya karar vermişse, o yere vardığı andan itibaren misafir olmaktan çıkar. Buna göre, Ramazan ayında bulunduğu yerden en az 90 km. uzaklıkta bir yere yolculuk yapan kimse yolculuk süresince oruç tutmayabilir. Gittiği yerde 15 günden az kalacaksa hüküm yine aynıdır. Eğer gittiği yerde 15 gün kalacaksa yolculuğu bitince vardığı yerde orucunu tutması gerekir. Yolculuk hali bitince tutmadığı günleri kaza eder. Oruç tutmasında bir güçlük yoksa yolcunun oruç tutması daha hayırlıdır.
Zor Görmek: Orucu bozmak için ölümle veya vücuduna bir zarar verilmekle tehdit edilen kimse orucunu bozabilir. Bozduğu orucu sonra tutar.
Hamile Ve Emzikli Olmak: Gebe veya emzikli olan bir kadın, oruç tuttuğu takdirde kendisine veya çocuğuna bir zarar geleceğinden korkarsa oruç tutmayabilir. Gebelik ve emziklilik hali sona erince tutamadığı günleri kaza eder.
            

Şiddetli Açlık Ve Susuzluk: Oruçlu bir kimse açlık veya susuzluk sebebiyle aklının bozulmasından veya vücuduna ciddî bir zarar geleceğinden korkarsa, orucunu bozabilir. Sonra uygun bir zamanda tutamadığı oruçları kaza eder.
Yaşlılık Ve Düşkünlük: Vücudu günden güne düşen ve oruca dayanamayan iyice ihtiyarlamış olan kimseler oruç tutmayabilir. Bunlar sonradan da orucu kaza edemeyecekleri için tutamadıkları her günün orucunun yerine fidye verirler. İyileşme ümidi olmayan hastalar da böyledir.
Bu özür sahiplerinden herhangi biri, özrü devam ederken ölürse tutamadıkları oruçlar için fidye verilmesini vasiyet etmesi gerekmez. Özrü ortadan kalkıp tutamadığı oruçlarını kaza edecek kadar bir zamana yetişir de oruçları daha kaza etmeden ölürse bu oruçlar için malının üçte birinden fidye verilmesini vasiyet etmesi lâzımdır. (Ölenin varisi yoksa malının tamamından vasiyet eder.)
Eğer vasiyet etmezse, varislerinin teberru olarak ölenin fidyesini vermesi caizdir.

 

Fidye

 

Oruç tutmaya gücü yetmeyen düşkün ve yaşlı kimseler ile iyileşme ümidi olmayan hastalar, Ramazan ayının her günü için birer fidye verirler. Fidyenin tutarı aynen fitre kadardır. Bu fidyeler Ramazanın başlangıcında verilebileceği gibi, Ramazanın içinde veya sonunda da verilebilir.
İsterlerse fidyenin hepsini bir fakire topluca verir, ayrı ayrı fakirlere de verebilir. Bu durumda olan kimseler, fidye vermeye gücü yetmiyorsa Allah’tan bağışlanmalarını isterler. Oruç tutmaya gücü yetmeyen yaşlılar ile iyileşme ümidi olmayan hastalar eğer ileride tutabilecek duruma gelirlerse tutamadıkları oruçları kaza etmeleri gerekir. Önceden verdikleri fidyelerin hükmü kalmaz, bunlar nafile bağış sayılır.

 

Kaza Ve Keffaret

 

Kaza: Bozulan orucun yerine gününe gün oruç tutmaktır.

Keffaret: Ramazanda bile bile bozulan bir gün orucun yerine iki kameri ay veya altmış gün peş peşe oruç tutmak demektir. Ayrıca bozulan orucun da kaza edilmesi gerekir. Keffaret, sadece Ramazan ayında tutulan orucun bile bile bozulmasının cezasıdır. Diğer oruçların bozulması halinde yalnız kaza, yani gününe gün oruç tutmak yeterli olur.
Ramazan orucu öbür aylarda kaza edilirken bilerek bozulsa yine kaza lâzım gelir, keffaret icap etmez.  Keffaret orucu, ara verilmeden peş peşe tutulacağı için Ramazan ayına ve oruç tutulması haram olan günlere rastlamaması lâzımdır.
Keffaret orucuna kameri aylardan birinin ilk gününde başlanırsa iki ay ara vermeden oruç tutulur. Bu aylardan ikisi de yirmi dokuz gün çekse bile iki tam ay oruç tutulduğu için keffaret tamamlanmış olur. Ayın ilk günü değil de diğer günlerde başlanırsa hiç ara vermeden 60 gün oruç tutularak keffaret tamamlanır. Herhangi bir sebeple keffaret orucuna ara verilir veya eksik tutulursa yeniden başlayıp altmış günü kesintisiz tamamlamak lâzımdır. Kadınlar keffaret orucu tutarken araya giren ay hali günlerini tutmazlar, ay hali yani âdet halleri bitince ara vermeden temiz günlerinde oruca devam ederek 60 günü tamamlarlar. Kadın, âdet hali bittiği halde temiz olan günlerinde, oruç tutmayarak keffaret orucuna ara verirse, keffarete yeniden başlaması gerekir. Birkaç defa keffareti gerektirecek şekilde orucunu bozan kimseye bunların hepsi için bir keffaret orucu yeterli olur. Ancak keffareti yerine getirdikten sonra yine kasten orucunu bozarsa bundan dolayı da ayrıca keffaret icap eder.
Yaşlı veya hasta olup keffaret orucu tutmaya gücü yetmeyen kimse keffaret olarak altmış fakiri sabah ve akşam yedirip doyurur. Veya yemek parasını fakirin eline verir. Her günlük yiyecek bir fitre miktarıdır. Fitre miktarı bu parayı ayrı ayrı altmış fakire verebileceği gibi, her gün bir fitre miktarı olmak üzere altmış günde bir fakire de verebilir. Altmış günlük yiyeceği veya fitre miktarı olan değerini bir günde bir fakire verirse sadece bir günlük yerine geçer” ifadelerine yer verdi.

 

Öte yandan Artvin İl Müftüsü açıklamalarının sonunda bu yıl günlük fitre (ve fidye) miktarı en az 15 TL olduğunu ifade etti.

 

Ç.P.

 

 

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

İlgili Terimler :
TemaFabrika