...
HAVA DURUMU
hava durumu

artvin

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 16 Kategoride 1702 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

SİYASETE GİRİŞ

21 Mayıs 2016 - 831 kez okunmuş
Ana Sayfa » Yazarlar»SİYASETE GİRİŞ
SİYASETE GİRİŞ

SİYASETE GİRİŞ

 

Bugün zaman zaman yaptığım gibi siyasetin sosyolojisine değinecek ve özellikle muhalif siyasetin açmazlarının temellerini biraz tırtıklamaya çalışacağım.

 

Ne kadar basit olursa olsun, bir iş yapmaya, bir eser ortaya koymaya kalktığınızda önce uygun hammadde arar, onu uygun yöntemlerle işlemeye başlarsınız. Aklın gereğidir bu.

*

Darı unundan baklava, incir ağacından oklava yapmaya kalkıp da beceremediği zaman suçu incir ağacına ya da darı ununa atmanın ne mantığı ne de -insanın kendini kandırmasından öte- faydası vardır.

*

Konu siyaset olunca da değişmez bu. Siyasetin hammaddesi insan. O zaman siyaset yapmaya soyunanların, soyunacakların, insanı hem birey olarak hem de toplum içinde tanımaları,  bu konuda alacakları ilk ders olmalıdır.

*

İnsanın  iki ayak üzerine yürümeye başladığında İNSAN vasfı kazandığı söylenir. Bu, gerçekten de çok önemli bir adımdır İNSANLIK için. Küçük bir çocuğun  ayakta durmak için gösterdiği çabayı, bunu başarınca   yaşadığı mutluluğu gözlemlersek bu durum daha net anlaşılır.

 

Ayakta durmayı bunca önemseyen insan elbette ki hep ayakta durmak isteyecektir. Ne var ki hayat boyunca ayakta durabilmek ve bunu hiçbir yere, hiç kimseye dayanmadan yapabilmek pek mümkün değildir.

*

Uzun bir yola çıkar ya da zorlu bir işe girişirsiniz. Bu sırada yorulur ve dinlenme gereği duyarsınız bazen. Yaslanacak, dayanacak  bir destek noktası ararsınız. Bunu yaparken de olabildiğince kalın, sağlam bir ağaç gövdesi ya da bir kaya ararsınız. Sırtınızı güvenle ona dayar ve bir süre soluklanırsınız.

*

Elbette ki ne kadar güçsüz, yaşlı ve muhtaçsanız  o ölçüde ve o kadar sık  destek arama ve dayanma ihtiyacı duyarsınız.

*

Bu destek ve dayanak   bir ağaç  ya da kaya olmaz çoğu kez. Bazen de bir insan olur. İnsan kendini güçsüz hissettiğinde sırtını  dayayacak bir insan arar ve o insan da  diğerleri arasında en güçlü olan ya da  öyle görünen   olur genelde. Yani dayanacağımız  ağacın dallı, yapraklı, kalın gövdeli olmasını istediğimiz gibi; dayanacağımız insanın da benzer özellikler taşımasını tercih ederiz.

*

Bu, çok basit bir insani zayıflıktır elbet; ama  unutmamak gerekir ki    aynı zamanda insanlığın en eski gerçeklerinden biridir de.

*

İnsanın içine herhangi bir korku ama özellikle düşme korkusu yerleştirdikten sonra işiniz çok kolaydır. O andan itibaren dayandığı nesne ya da kavramın, sağlıklı  olup olmamasının, içinin kof ya da dolu olmasının hiçbir önemi yoktur. İçine böyle bir korku zerk edilen insan, düşmemek için, adını İSTİKRAR koyduğunuz bir kazığa sımsıkı bağlanmaya bile razıdır.

*

Bu yüzdendir ki totaliter yönetim biçimleri, hem dini hem de dünyevi konularda daha ham, zahmetsiz ve doğal olan korkuyu ön plana çıkarırlar.(İyiliği yaymak, çoğaltmak, daha zahmetli ve yavaştır çünkü)

*

Totaliterizmin ALLAH figürü de sevecen değil  zalimdir, kahredicidir, en ağır cezaları uygulamaktan çekinmeyen bir güçtür o. Onun yeryüzündeki gölgesi mertebesine  yüceltilen lider de onun bu özelliklerini şahsında toplayan, zalim, korkutucu ve kahredici biri olmalı, ona diğer insanlarda olmayan bazı üstün özellikler monte edilmelidir.

 

Buraya kadar anlatmaya çalıştığım, işin toplum mühendisliği bölümüydü. Özetle, şu an içinde yaşadığımız toplumun genel yapısında bu durum egemendir.

*

Yani şu an topluma baktığımızda gördüğümüz; bir türlü anlam veremeyince de  kızdığımız manzara budur ve uzun bir sürecin sonucunda ortaya çıkmıştır.

*

Günümüzde muhalefette, özellikle kırmızının tonlarına daha yakın olan kesimde yaşanan bir yanılgıya değineceğim bu noktada. SONUÇLA KAVGA ETMEK.

*

Resmin nasıl çizildiğine, hangi malzemenin kullanıldığına kafa yormadan resme küfretmek. O resme baktığında süreci değil; resimdeki defoları görmek. Resimde gördüklerini” Beyinsiz, koyun, bidon kafalı, göbeğini kaşıyan adam diye aşağılamak.”

*

Ne kadar harika ve zahmetsiz bir rahatlama mekanizması değil mi? Ama aynı ölçüde de  işe yaramaz, asla sonuç vermeyecek, hiçbir sorunu çözmeyecek bir savunma mekanizması.

*

Düşme korkusuyla bir destek arayan, bulduğunu sandığı  desteğe sımsıkı sarılan insanı, o destekten küfrederek, yumruklayarak, tekmeleyerek mi uzaklaştıracaksınız; kendinize bu yöntemle mi bağlayacaksınız efendiler?

*

Ekmek resmi yaparak karın doymaz efendim. Ekmek   yapmak gerek. Ama siz bırakın ekmek yapmayı, ekmek resmi bile yapmıyor; hep başkalarının yaptığı ekmeğe ve o ekmeğe zorunlu olarak sarılan  garibana saldırıyorsunuz.

*

Karanlığa küfretmekte üstünüze yok; ama o karanlığın yurdumuz ufuklarında hangi ihmallerle, gafletlerle egemen olduğuna kafa yormuyor, üstelik o karanlığı ışıtacak uygun bir mum yakmak konusunda da zahmete girmiyorsunuz.

*

Şu an elimizdeki insan malzemesi bu kardeşim. Onu aşağılamakla değiştiremez, aksine sarıldığı yere daha sıkı sarılmasına neden olursunuz.

*

Samimi misiniz? İnsanımızın, yurdumuzun geleceği için içtenlikle çözüm mü üreteceksiniz?

*

Daha güçlü ve güvenilir bir dayanak sunun onlara. Umut olun, ışık olun. Elinizdeki bu kaçınılmaz malzemeyi,  hoyratça, aşağılayıcı tavırlarla değiştirmeye çalışmadan olduğu gibi sevin önce.

*

Gönüllere girmedikçe sandıklardan çıkamazsınız. Uygun yöntemler izleyerek, dokunarak, konuşarak, konuşmaktan çok dinleyerek gönüllere girin önce. Sandıklardan zaferle çıkın.

*

Malzemeyi değiştirmeyi, daha sonra birlikte düşünürüz.

*

Anlatabildim mi, anlaşabildik mi değerli dostlar…?

 

 

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

İlgili Terimler :
TemaFabrika
Teknik Destek