...
HAVA DURUMU
hava durumu

artvin

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 16 Kategoride 1682 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

SATLEL’DE YÜZ YILLIK İLGİSİZLİK AYIBI!

18 Şubat 2016 - 1.643 kez okunmuş
Ana Sayfa » Artvin»SATLEL’DE YÜZ YILLIK İLGİSİZLİK AYIBI!
SATLEL’DE YÜZ YILLIK İLGİSİZLİK AYIBI!

SATLEL’DE YÜZ YILLIK İLGİSİZLİK AYIBI!

Araştırmacı Erol Çağal Şavşat Satlel Şehit  ve Hamşioğlu Mezarlığını, yıllar önce haberlere taşımış ve belgelerini yayınlamıştı. Daha sonra gazeteci Sami Özçelik konula ilgili birçok haber yaparak yetkililerin dikkatini buraya çekmeye çalıştı. Özellikle İl Kültür Turizm Müdürlüğü’nün  bu konudaki ilgisizliği ise üzüntü verici boyutta. Bunca haber yapılmasına rağmen Satlel Tarihi Mezarlığı ile ilgili en küçük bir araştırması olmadı, hiçbir araştırma girişiminde bulunmadı.

Konu 30 Ocak 2016 tarihinde  Şavşat 5. Yavuzköy Şenliği nedeniyle Şavşat’a giden gazeteci Sami Özçelik’in Şavşat Kaymakamı Mesut Gazi Ambarcı ve  Şavşat Belediye Başkanı Ahmet Sinan Öztürk ile yaptığı sohbetle yeniden gündeme geldi.  Özçelik, konuyla ilgili Zafer Hamşioğlu’nun bir çok girişimine ve gayretine rağmen henüz bir adımın atılmadığını belirterek; “Şavşat Satlel  Şehit  ve Hamşioğlu Mezarlığı koruma altına alınıp, şehit mezarlığı ilan edilmesi gereken önemli şahsiyetlerin ebedi istirahatgahıdır.

SATLEL ŞEHİTLİK VE HAMŞİOĞLU MEZARLIĞI ACİL İLGİ BEKLİYOR

Orada mezar taşları parçalanmış, defineceler mezarlığın içinde bulunan tarihi yapıları ve mezarları tahrip etmiş durumda. Maalesef o kadar çok haber yapılmasına rağmen oraya bir kamera sistemi konmadı.  Selim Hamşioğlu Şavşat’ın İlk Kaymakamı olmuş, savaşlarda bulunmuş  Şavşat’ın önemli değerlerinden birisi. Bu mezarlık için çalışma başlatılmalı.” Dedi.

Başkan A. Sinan Öztürk, Satlel’de bulunan    Şehitlik ve Hamşioğlu Aile Mezarlığın tarihçesi ile ilgili araştırma yapılarak ona göre çalışma yapılması gerektiğine katıldığını belirterek; “Satlel Mezarlığı ile ilgili kesin bilgiler lazım. Ne olduğunu tarihçiler araştırıp, Genel Kurmay başkanlığından veya tarih arşivlerinden belgelere ulaşıp kesin bilgi edinmeleri lazım. Haklısınız, orası sahipsiz ve korumasız kalmış durumda.

Satlel Şehit Mezarlığı’nda Hamşioğlu ailesinin fertleri yatıyor.  Zafer Şenol Hamşioğlu mezarlıkla ilgili belge ve bilgileri Ardahan Üniversitesi’ne gönderdiğini, konudan Artvin Valisi Kemal Cirit ve diğer yetkililerin haberdar olduğunu söyledi.

Erol Çağal’ın Satlel Şehitlik ve Hamşioğlu Aile Mezarlığı ile ilgili 2010 yılında yayınladığı yazısını yeniden hatırlatıyoruz.

0NLAR BU ÜLKENİN GERÇEK SAHİPLERİDİR

(Şavşat/Satlel Şehitliğine Olan İlgisizliğe Karşı Sitemkârane Bir Bakış!..)  Kadirşinaslık Türk milletinin en önemli hasletlerinden biridir. Nitekim hürmetin en iyisine layık olan atalarımız “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” zihniyetine sahip imişler! Sofrasında yemeği yenilen bir kimsenin, yiyen kimse üzerinde bir “tuz-ekmek hakkı” teşekkül eder; bu eski ikrâmları unutup, vefâsızlık, hainlik veya kalleşlik edene, yediği ekmeğin hatırına riayet etmeyene ise “Nankör!” derler.

Eğer bu topraklarda böyle mutlu, böyle serbest, böyle rahat yaşıyorsak, bu esenlik hali bizden önce Allah yolunda, vatan-millet için, din-iman için çarpışmış mücahitlerimiz, aziz şehitlerimiz, mübarek gazilerimiz sâyesindedir ancak! Bu bakımdan bizim onlara çok borcumuz var, çook! Çünkü bu memleketin, her karış toprağı şehit kanıyla sulanmış bu mukaddes toprakların asıl sahipleridir onlar! Hal böyle iken, onların üzerimizde çok büyük haklarının ve hatırlarının olması da tabiî bir durum olsa gerektir!

Türk tarihine ve kültürüne çok büyük bir hizmette bulunmuş olan bir ilim adamı feryâd-ı hâlimize nasıl tercüman oluyor bakınız?! Diyor ki: “Şehir şehir dolaşmakta olduğum Avustralya’da en çok dikkatimi çeken, kiliselerin zenginliği ve sosyal hayata kâmilen hakimiyeti olmuştur; bir de çok net, buram buram tüten milliyetçilik duygusu ve tarih şuurları! Her kasaba bir anıt, her parkta bir plâket veya kitâbe, savaşta ölenler için göze çarpıcı bir eser. Üzerlerine İngilizce “Lest we forget!” (Unutulmayalım!) diye yazılmış. Ölenlerin isimleri, künyeleri bir bir hâkkedilmiş âbidelerin duvarlarına. Ve herkes de bizim Gelibolu’yu biliyor, kayıplarını biliyor. Mezarlıkları da gayet iyi muhafaza olunuyor, mezarlar çökmüş değil, isimler belli, duvarlar sağlam, kabirlerin üzerlerinde demet demet taze çiçek buketleri; demek ki sık sık ziyaret olunmaktalar!…

Onlar böyleyken bizler ne yapmışız? Maalesef yürekler acısı bir durum! Mezarlıklar istilâya uğramış, gecekondu olmuş, istimlâk edilmiş! Türbeler yıkılmış, kapatılmış, tozlu, harab, yağmalanmış; camilere el konulmuş, halıları, levhaları, minberleri, mihrapları, çinileri, hattâ kubbe kurşunları çalınmış, en değerli eserler yıktırılmış, avluları yok edilmiş; tarih sevdirilmemiş, ecdat kötülenmiş, gerici-yobaz gösterilmiş; vatan hainleri şirin gösterilmiş, kahramanlaştırılmış; saraylar yağmalanmış, arşivler satılmış, şehirlerin (özellikle Türklüğün izini taşıyan) tarihi binaları yıkılmış, yerlerini soğuk beton yığınlar almış; vakıf eserler yağmalanmış, kütüphaneler kapatılmış, en değerli kitaplar kaybolmuş; bir sürü yolsuzluk, hırsızlık, hainlik, düşmanlık, kadirbilmezlik, şarlatanlık, dalkavukluk, nemelâzımcılık, vefâsızlık, şuûrsuzluk…

Milli kültürümüz mahvedilmiş, tarihimiz yağmalanmış, tarihî şuûr sıfır! Tâkip yok, hesap soran yok! Suçlu ortada, ev sahibinden baskın, arsız, yüzsüz. Bu rezâlete kimler, ne zaman dur diyecekler acaba?! Şarkın eski arslanları nerede…, uykudan ne zaman uyanacaklar?..”

Evet, sadece bu sözleri söyleyenin değil, bu sözlere konu olan bütün tarihi ve kültürel eserlerimizin, vazgeçilmez değerlerimizin lisân-ı hâllerini dile getiren bu sesleniş, Ulu önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün “Tarihine sahip çıkmayan milletler, başka milletlerin avı olurlar!..” ihtarını kendisine öncelikli vazife telakki etmesi ve Ata’sının izinden şaşmaması gereken bütün duyarlı Türk gençliğinin kulağına küpe olmalıdır aslında!…

Bir Çanakkale zaferini, Sakarya zaferini, İstiklal Harbini ya da Artvin yöresinin nasıl düşman çizmesinden ve ayrılıkçı/kahpe işbirlikçilerinden nasıl kurtarıldığını kaç kişi bilmekte acaba? Çocuklarımız, halkımız, şanlı tarihimizi, zaferlerimizi, dostlarımızı, düşmanlarımızı, mefahirimizi biliyor mu? Ecdâdımızın idealleri, ahlâkı, asaleti, büyüklüğü, değer-i malûmları mı? Köy ve kasabalarımız, içlerinde yetişmiş meşhurları, âlimleri, gâzileri, şehitleri anıyor mu, onlar için âbideler yapılmış mı? Torunları onları ismen biliyor ve kendileriyle iftihar ediyor mu? Ruhlarını şâd edecek merasimler, anmalar, hatimler, fâtihalar, mevlidler… ne kadar icra olunuyor? Bu yeni nesiller, eski büyüklerimizin vatan, millet, Hak, hakikat sevgi ve saygısına aynen sahipler mi? Yoksa dejenere ve kozmopolit, bozuk ve çürük bir hale mi düşmüşler. Fatih Sultan Muhammed Han 21 yaşında çağ kapamış, çağ açmış, muazzam bir gücü yenmiş, İstanbul’u, Trabzon’u, Mora’yı, Balkanları feth etmiş, şimdiki 21 yaştakiler bugün neyle meşguller?

Orda…, serhat İlçemiz Şavşat’ta, Şavşat’ın eski yerleşim yeri ve idare merkezi olan Satlel mevkii (Söğütlü Mahallesi)’nde kendi kaderine terk edilmiş, aralarında 4 tane şehidin kabrinin de bulunduğu bir kabristan var!.. Bilmem duyanlarınız, ya da duyup da merak edenleriniz, ziyaret edenleriniz, “Kim bunlar?!..” acaba diye merak edip de araştırma gereği duyanlarınız oldu mu?..

Sizi bilmem ama ben şahsen yakın bir zamanda bu yeri ziyaret etme bahtiyarlığını yaşadım. Biri 1878 yılı Osmanlı-Rus harbinin en ateşli zamanlarından birinde, Kaçakaçlık diye bilinen dönemde Şavşat’ı düşmana korurken şehit düşmüş Şavşat Kaymakamı ki, bu zât-ı muhterem meşhur Osmanlı veziri Hamşioğlu Selim Paşa’nın ismini almış olan ve İstabl-ı Âmire’den Abdullah Beg’in oğlu olan (2.) Selim Paşa’dır. Diğer ikisi 1914 yılında yine Ruslara ve kahpe/ayrılıkçı işbirlikçilerine karşı Şavşat’ı en ön saflarda muhâfaza ve müdâfaa ederken şehit edilen Hamşioğullarınının 2. Selim Paşa’sının iki değerli evladı Nusret ve Ramiz Beyler’dir. Kalan bir şehit de, hemen yakında bulunan Elmalı Köyü’nden Şevki (ŞENGÜN) Bey’dir. Ama ne hazin bir tablodur ki, şehit Selim Paşa Şehitliği olarak bilinen bu yerin, şanlı ataları gibi kadirşinas olan Hamşioğulları’ndan, özellikle bu aileden ve yöremizin yetiştirdiği ender şahsiyetlerden biri olan araştırmacı/yazar/şair Zafer ŞENOL (Hamşioğlu) Bey’den başka ilgileneni yok gibi!..

Söz konusu yerin içler acısı halini bizzat yakinen görmem, beni hayrete düşürdüğü gibi, anayola çok yakın bir mesafede ve Şavşat kalesinin hemen yukarı kısmında bulunan, yine yakınında gerek eski hükümet konağı ve gerekse yıllarca Cami ve okul olarak kullanılmış olan tarihî eski kilisenin de olduğu önemli ve turistik bir konumu haiz olan şu şehitliğin acıklı hâli derin bir üzüntüye de garketti. İki şehit kardeşin mezarları, yakınları tarafından çok güzel yapılmış! Bunun öncelikli bir sebebi var tabi. Eski mezar taşları define avcıları tarafından zaman zaman yapılan müdahalelerle tahrip edildiğinden, Hamşioğlu ailesi yeni Türkçe’yle şehit olduklarını da belli etmişler böylece ve mezarları korumaya almışlar… Aralarında okunmayacak hale getirilmiş eski yazılı mezar taşı kitabeleri bulunduğu gibi, Kaymakam Selim Paşa’nın eski yazılı, orijinal mezar taşı ise, diğer eski (kitabeli) taşların yaşadığı acı âkıbeti görmemesi için şu anda aile bireylerinin konakladığı konakta muhafaza edilmekte…Ama ne var ki diğer taşlar, yerle yekzân edilmiş birilerince!

Hâliyle, uzun zamandır bu şehitlikte yatan şehitlerin dalgalanan bir Türk bayrağı altında huzurla yatmaya hakları olduğu tezini, tarihî kaynaklar ve CD kayıtlarından oluşan belgeleriyle de ibrâz ederek yılmadan savunan Zafer Bey’in, konu hakkında özellikle yetkililerin ilgisizliği ve duyarsızlığı nedeniyle ileri sürdüğü sitemkârane ve haklı sözleriyle görüşleri daha sağlıklı bilgi vermektedir. Gerek kendilerine ait web sitesinde, gerekse muhtelif web sitelerinde yöremizle ilgili yazılmış muteber tarih kitapları ve diğer belgeleriyle mevzuya dair pek çok açıklama yapma gereği duyan yazarımız, bu açıklamalarından özet olarak derlediğim sözleri arasında Şavşat/Satlel şehitliğini kastederek ve her yıl eskiden olduğu gibi görkemli olmasa da geleneksel olarak kutlanmakta olan yöremizin kurtuluş bayramlarına atıf yaparak diyor ki: “… Orada bir sivil değil; bir askerin, bir Paşa mezarının olduğunu en bariz kanıtı olarak topladığımız elimizdeki tuğlu ve kitabeli taşları buradan gösteriyorum. Bir cevap bekliyorum. Tarih ve kültürüyle iftihar etmek isteyen her Türk vatandaşı gibi Türk tarihinin ve kültürün en belirgin izleri bilinen bu şehit mezarlıklarına kurumlar bazında da hak ettikleri değerin verilmesini istiyorum. Bu parçalanmış tuğlu taş neyi ifade eder sizce?! Bir cevap istiyorum sadece; çok şey değil, sadece mantıklı ve temeli sağlam bir cevap!.. Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır!. Biz işte bu kültürle yetiştik Anadolu’nun bağrında, serhat boylarında, tıpkı şanlı ecdadımız gibi!.. En azından bir tarihçi getirir, okuyan-anlayan birini getirir, yerinde o parçalanmış tuğlu taşı görürsünüz.

Orda bütün tarihi mezarlarımız kazınarak kaybolmuştur. Ya peki ilgili makamlar ne yapmıştır bu konuda?! İlgili makamlarımızın duyarlılığı bu kadar ne yazık ki!.. Elin gâvuru dediğimiz o zalim düşmanlar, medreselerimizi, köşklerimizi, konaklarımızı yerle yeksan etmişlerdir. Şavşatımızın idare edildiği, yönetildiği Konak da düşmanların yangınından harabe olarak ayakta durmayı başarmıştır.

Şehitlerimize ve ata yâdigârı mezarlığımıza gösterilen bu duyarsızlık ve ilgisizlikle, düşman tarafından yakılıp yıkılıp, yerle bir edilmesi arasında ne fark kaldı şimdi?!..

Biz demez miyiz, millî duygularımız şahlanışa geçtiğinde zaman zaman: “Şehitler ölmez, vatan bölünmez!” diye. Biz demez miyiz: “Sakın onlara ölüler demeyin! Bilakis onlar diridirler!.. yüce Mevlâmızın hitabıyla… O şehitler bizim bildiğimiz şehitler… Şu vatan coğrafyası, şu Anadolumuzun her karış toprağı şühedâ kanıyla sulanmıştır… Pek çoğunun ismi bilinmez, normaldir.. Pek çoğunun da esâmesi okunmaz, hadi buna da eyvallah diyelim… Ya peki özellikle yöremizde, İlimiz ve diğer ilçelerinde ve köylerimizde, dağlarımızda, yaylalarımızda bilinen onca şehitlik varken bu ilgisizlik acep nedendir?!.. Unutmayalım ki, tarih bu olanları aslâ affetmez!…

Burada 4 tane şahit varken, bunlar görülmeyip hiçbir bayramda esâmeleri bile okunmuyor maalesef!..

Orada bir de, o şehitleri yıkayan Tepeköy’lü Şavşat Müftüsünün mezarı var. Kendi ailesinin, anasının babasının yanında değil bakın! İzin isteyerek, “Beni o şehitlerin yakınına gömün!..” demiş ve onun mezarı da oradadır.

İlçe Müftümüz merhum Süleyman ÖZBEK Bey, niye kendisinin köyüne değil de bu şehitliğe gömülmesini vasiyet ettiğini bakınız bir aile büyüğümüze şöyle anlatıyor: “Hamşioğlu Ramiz ve Nusret Bey ile Vantalı Cakelilerden Şevki Bey’in vücutları delik deşik olmuş, âdeta kalbura çevrilmiş olarak bir Hızek (Kızak) üzerine atılıp, sizin Şavşat/Satlel’deki şehit olmuş olan büyük dedenizin yanına, rıf‘atlû Selim Paşa’nın yattığı aile mezarlığınıza getirdiler. Ben bu şehitlerin ayak ucunda yere diz çökerek duamı ettikten sonra, arkamda Hamşizâde Nokta Hanım’la Fitnat Hanım duruyorlardı. Başımı geri çevirerek ‘Başınız sağ olsun!’ dediğimde, Nokta Hanım elini omzuma vurarak, “Vatan sağ olsun; kardeşlerimiz fedâ olsun!..” dedi. Şehit Selim Paşa’nın oğullarından olan Ramiz ve Nusret Bey ile Vantalı Şevki Bey’in cenazeleri gibi hiç unutamadığım, aklımdan çıkmayan üç tane cenaze yıkamış oldum. Bu cenazeleri yıkadığımda ağzımdan çıkan her ‘Bismillâh!’ o üç şehidi hatırlatır. Bu üç şehidi yıkamak da bana nasip olmuştu. Bu şehitlerin bedenlerini yıkarken, elimle vücutlarını sağa-sola döndürmek istediğimde sanki birileri bana yardımcı oluyordu! Ne tarafa döndürmek istesem, dokunmamla birlikte o tarafa doğru dönüyorlardı; o kadar hafiftiler! Bunların üçünde de aynı olayı yaşadım. Durmaksızın ‘Bismillâh, bismillâh!..’ diyerek hep tekrarlıyordum. Bu durum hiç aklımdan çıkmıyor. Çocuklarıma da vasiyette bulundum: ‘Bu şehitlik aile mezarlığında sizlerden yaşlı söz sahibi olan efradınızdan, birilerinden izin alınarak beni bu şehitlerin bulunduğu mezara gömün! En büyük isteğim, vasiyetim budur!..’

O koordineli çalışanların, orada bir Milli mücâhitin, Şavşat müftüsünün yattığından haberleri var mıdır acep!

Şavşat Kaymakamlığı’nın yönetimi 1815’li yıllardan sonra kimlerin elindeydi? 40 yıl süren esaret döneminde bile, bu yönetimde kimler vardı?! Şavşat’ın yaşadığı o acı ızdıraplı günlerde bile halkın göçünü kimler engelledi? İnsansız vatan olur muydu? Orası kimlerin eline geçecekti? Hele Şavşat katliamını kimler durdurdu? Şavşat Kaymakamlık tarihi bilinci ve en son kimlerin hizmet ettiği bile anılmadan kutlanılıyor kurtuluş bayramlarımız ne yazık ki?

Ardahan alındıktan sonra geriye dönen Şavşat’ın Milis kuvvetleri komutanı, yanında yaralı kardeşi ve arkadaşlarıyla Şavşat’a döndüklerinde Şavşat’ın alınmış, Satlel’deki konağın kuşatılmış olduğunu gördüler.. O konağın karşı yamacında Kurudere Köyü (Morgel)’in ormanında saklandılar.

Çıkan çatışmada oradaki fedailerin, milis güçlerin başı Hamşioğlu Ramiz Bey ile kardeşi Hamşioğlu Nusret Bey ve Vanta’dan Cakelilerden Şevki Bey şehit olmuş, Atabeglerden Nevzat Bey yaralı olarak diğer arkadaşlarıyla birlikte kaçıp kurtulabilmişlerdi.

Bu şehitlerin isimlerinin bilinmesi, ya da yaşayanlarca anılması onlara pek bir şey kazandırmaz; çünkü onlar vatanları için canlarını fedâ etmiş, üç buçuk çapulcuya memleketimizi bırakmamış ve doğrudan Cennetlik olmuşlardır. Ama diğer taraftan biz yaşayanlar için çok şey fark eder, isimlerinin bilinmesi ve kabirlerine sahip çıkılması! Çünkü bu şehitlikler, bu şehit kitâbeleri, mezar taşları, Türk’ün tarihe atmış olduğu bir imza, bir not ve bizlerle gelecek nesiller için tarihimizin, kültürümüzün, hâsılı varlığımızın birer kanıtıdır. Bütün bunlardan sonra benim çok sevdiğim İlçemde şehitlerim hakkındaki sağlam bilgi ve belgelere dayanmayan inceleme ürünü yazışmalar, sadece benim değil, duyarlı olan tüm Şavşatlı hemşehrilerimizin içini burkutmaktadır. Gönül yarası da kolay kolay kapanmıyor, ama ne çâre!

Zaman zaman gözlerimin önüme o eski kutlamalar geliyor: Temsili olarak atılan topların savaş sahnelerini andıran muhteşem sesleriyle birlikte kağnı arabaları, atlı ve yayan temsilî milislerin şehre o ihtişamlı girişleri, kurşunsuz barutlu olarak atılan silah sesleriyle Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşlarıyla bütün şehitlerimiz için saygı duruşunda bulunuluşu, şanlı Türk Bayrağı’nın göndere çekilişi ve askeriyle siviliyle, yaşlısıyla genciyle, kadın-erkek, çoluk-çocuk hep bir ağızdan söylenen İstiklâl Marşımız ve sevinç ve coşkuları yüzlerine yansıyan halkımızın kaynaşması.. Bunları, bu güzel geleneklerimizi niye hep mâzide bıraktık? Niye bu günlere taşıyamadık sanki?!…

Buradan yetkililere söyleyeceğimi söyledim. Şimdi Şavşatlı Hemşehrilerime söyleyeceğim birkaç sözüm var: Kader birliği yapmış 1914-1915 yıları ve sonrası bilinen en az 18 kişi ve o kadar da gazilerin olduğunu yaptığım araştırmalarda görmekteyim. Daha önceden de söylerdim. Bazı internet sitelerinde isimleri mevcuttur. Bunların torunları eğer yoksa Şavşatlıların bu şehitlere sahip çıkması onların onur ve gurur meselesi olmalıdır.

Şavşat Halkı olarak bu şehit ve gazilerinin Türk Bayrağı altında yatmaya hakları bulunduğunu söylemek ve de savunmak hepimizin vatan borcudur. Bu bayrağı kendileri değil, kendilerini her 7 Martta kutlayan ilgili makamlara diktirmelidirler.

Burada bölgemiz tarihçilerine büyük görevler düşüyor. Bu konuda eksik ve aksaklıkların giderilmesi için üzerlerine düşen görevleri bihakkın yerine getirmek ve halkımızı aydınlatmak zorundadırlar.

Ne diyor Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi M. Kemal ATATÜRK? “Geleceğe güvenle hazırlanmak, tarihi bilmekle mümkün olur!” ve “Bilelim ki, millî benliğini bilmeyen milletler başka milletlerin avıdır!..”

Dolayısıyla canlı bir varlık olan millet topluluğunu, tazeliğini, canlılığını muhafaza ederek yaşatmak, tescili olan şehitlikler ve mezar kitabeleri gibi millî-manevi değerlerine sahip çıkmakla, onları korumakla mümkündür. Yine Atatürk’ün dediği gibi, “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça, daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır!..”

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

Fevzi Ekinci
24 Şubat 2016 - 11:06

Yazınızı okudum ve çok çok üzüldüm. Bizler ne zaman bilinçlenip eski tarihimize ve bizi bu günlere getiren şehitlerimize sahip çıkacağız. Bunun çok kat kat fazlasını geçmişte Gelibou şehitliğini gezerek gözlerimle gördüm. Yabancıların çok çok bakımlı şehitlikleri ile bizim şehitliklerimiz arasında altınla tenekenin farkı kadar fark vardı. Yalnız son gidişimde 2005 lerden sonra sağolsun yetkililerimiz yolları ve şehitlikleri bayağı bakım yaparak çok güzel düzenlemişler. Emeği geçenlere teşekkürler.Biz küçücük Şavşatta böyle bir durumu nasıl ihmal etmişiz hala anlayamıyoru. Elin Avustralyalısı ta kıta ötesinden gelip Geliboluda ki şehitliklerine neler yapmış. Biz burnumuzun dibinde ecdadımıza sahip çıkamadığımız için utanmalıyız. İsminizi yazmamışsınız emeğiniz için teşekkürler. Ben tepeköyden Fevzi Ekinci beniz dedemde gazidir. saygılarımla.

TemaFabrika
Teknik Destek