...
HAVA DURUMU
hava durumu

artvin

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 15 Kategoride 1533 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Quo Vadis Domini (Efendi Nereye Gidiyorsun)

13 Aralık 2016 - 717 kez okunmuş
Ana Sayfa » Yazarlar»Quo Vadis Domini (Efendi Nereye Gidiyorsun)
Quo Vadis Domini (Efendi Nereye Gidiyorsun)

Quo Vadis Domini (Efendi Nereye Gidiyorsun)

Yazıma ‘EFENDİ’ye hitap eden bir başlıkla başladım, ancak bilinmesini isterim ki buradaki efendi; aklınıza ilk gelen malum zat değildir yalnızca.

Yazımın muhatabı, en baştaki malum efendi olduğu kadar; efendiliği onun kuyruğuna eklenmekte bulanlardır büyük ölçüde. Bir de başkalarından efendilik beklemeleri nedeniyle önce kendilerinin efendi olması gerekirken efendilik sınırı dışına çıkanlardır.

Yukarıdaki söz, görevini yapmayıp kaçmayı tercih edenlere dönük kadim bir söylemin ifadesidir. Dolayısıyla bu yazı da görevini lâyıkıyla yapmak yerine kaçanlara, fiziki anlamda kaçmasalar da en çok kullanılan kaçış yöntemini kullanarak bahaneler ardına sığınanlara seslenmektedir.

Bana “Nereye gidiyoruz?” diye soranlara biraz durakladıktan sonra üzülerek şu cevabı veriyorum artık. “Binmişiz bir alamete, gidiyoruz kıyamete…”

Nereden mi anlıyorum bunu? Gözlerim, kulaklarım; bunların bana aktardıklarını algılama gücüm ve elbette henüz körelmemiş bir vicdanım var.

Önce yönetici makamında olanların söylemlerine, eylemlerine bakıyorum. Eskiden de vardı; ama özellikle son yıllarda, camilerin, minarelerin, bayrakların, bayrak direklerinin boyuna yatırım yapılıyor bu ülkede. Dillerde vatan, millet, bayrak, din, iman söylemleri uçuşmakta durmadan.

Dünya tarihi, dünden bu güne bu tür işaretlerin daima kötüye giden işleri gizlemek için kullanıldığının delilleriyle doludur.

Ülke iyiye gitmiyor dostlarım. Memleketi, milleti uyuz bir eşeğe döndürüp uçurumun kenarına kadar getiren adama, birileri çıkıp da “Nereye gidiyorsun efendi?” diye sormuyor.

Büyüme hızı durma noktasındaydı. 12 Aralıktaki son açıklamaya göre geçen yılın aynı düzeyine göre % 1.8 gerilemiş. İşsizlik, özellikle genç işsizler çığ gibi. Nüfusun 2/3’ü yoksulluk sınırının altında yaşama çabasında.

Dolar dizginlenemiyor. Cumhurbaşkanı güya dolara savaş açıyor. Dolar bozdurmayı vatanseverliğin işareti ilan ediyor. Yerli ve milli bankamız yokmuş gibi, parasını Arap sermayesinin uzantısı AL BARAKA’da tutmanın ayıbını düşünmeden 200.000 dolarını liraya çevirip dekontunu mecliste sallattırıyor. Onun işaretiyle birileri birden vatansever kesiliyorlar. Hac paralarını dolar hesabında tutan diyanet, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, daha bir sürü kamu kurumu, yarı özel, özel kurum bu kampanyaya katılıyor. Küçük esnaf da canla başla katılıyor bu işe.

Malum bu tür şeyler bizde televizyonlara çıkmanın garantisi. Efen-dinin onlarca TV. kanalından biri çekiyor dolar bozduran garibanların bu sembolik telaşını. Onlar da tüm tanıdıklarına; ”Bu akşam … kanalını izleyin televizyona çıkacağım.” deme şansını buluyorlar.

Dolar  bir süre mehter ritmiyle hareket ediyor. İki ileri, bir geri. Geri gidince bayram ediyor birileri. Ama 12 aralık sabahı bakıyoruz 3.52’nin üzerinde. Bu kampanya paniği artırmaktan başka bir işe yaramıyor.

Terör yine zirvede.  Beleştepe denen yerde şimdilik 38 yurttaşımız beleşten gidiyorlar ebedi aleme. Bu ‘beleşten’ lafı acı; ama gerçeğin en dibi. Bu güne kadar hep aynı sloganlarla toprağa verdiğimiz yiğitlerin ölümleri, birilerinin koltuğunu yükseltmek dışında bir işe yaramadı çünkü. Beleştepenin adını “ŞEHİTLER TEPESİ” yaparak ifa ediyoruz(!)görevimizi. Sanki ülkemizde yeteri kadar “şehitler tepesi, deresi, köprüsü, sokağı” yokmuş gibi.

Başkentin başına çöreklenmiş belediye başkanı; “Başbakan’a,    Cumhurbaşkanı’na ve bakanlara bir şey olmamasını, onların “doğrudan Allah’ın himayesinde olmasından kaynaklandığını” söylüyor.

Kalemine, defterine it pisleyesice onlarca zındık alim (!) den biri çıkıp da; “İyi dersin efendi ama; o tabutlardakilerin ne günahı vardı?  demiyor, diyemiyor.

Adına alim denen yüzlerce kişi, saray soytarısı olmuş. Medya yal teknesine bağlı itler mertebesinde. Tam da anlı şanlı böyyüklerimizin istediği gibi; “Yalını ben veriyorsam, benim istediğim gibi havlayacaksın kıvamın-dalar. Havuzcular, gündüz durmadan naklen cenaze merasimi, evlenme programı; akşamları,’kıvır da kıvır..’ dizisi, programı  yayınlıyorlar.

Adsız yiğitlerin payına şehitlik,  kefen giydiğini söyleyip koruma orduları nezaretinde şehitlik edebiyatı yapanların,  cenazede ön safta duran, çakma yiğitlerin payına cafcaflı hayatlar düşüyor.

Terör saldırılarında, yurt yangınlarında, maden ocaklarında, inşaatlar da, genç yaşta hayata veda edenlerin ortak yönü; YOKSULLUK. Onun-la bağlantılı olarak cehalet, ve elbette ki muhtaçlık.

Dünden bugüne, tüm baskıcı yönetimlerin besinidir insanların muhtaçlığı. Çünkü muhtaç olan insanı kandırmak kolaydır. Gönlünü çalmak, oyunu almak kolaydır. Eline karnını yarım yamalak doyuracak ekmek, gönlüne de içini boşalttığınız dini değerleri yerleştirdiniz mi işiniz kolaydır.

Yılların ihmal edilmişliği içinde yoksulluk ve cehalet denizinde çırpınan bu insanlar, yılana bile sarılmak durumundadırlar. Tutunacak başka bir dal bulamadıkça yılandır tek güvendikleri.

Onlara tutunacak dalı kim verecek peki? Adına muhalefet denen siyaset erbabıdır bunu yapacak olan. Ne var ki onlar koltuklarını korumak uğruna debelenmekten önemli görevleri yoktur.

Bunların en büyük sermayeleri, iktidara nefret duyanların mecburi hizmet faslından kendilerini tercih etmeleridir. Çare olmak, çare sunmak, gönüllere girmek gibi bir gayretleri yoktur yazık ki.

Ya muhalefeti seçmene sövmek sanan okumuş muhalif seçmen kitlesi. Onlarca kez yazdık, söyledik; ama halâ aynı telden çalmaya, yokluk ve cehalet içinde debelenen bu insanlara tekme vurmaya devam ediyorlar. Hakaretin bini bir para. Madem iktidara oy vermekte ısrar ediyorlar; o halde her şeye layıktır bunlar. Saydır gitsin.

Tamam da bunlar bu ülkenin insanı, gerçeği. Yok mu edeceksin hepsini? Görevin bunları değiştirmek olmalı  senin. Bunun yolu da eğitmek, eğitebilmek için de dost olmak. Onu her haliyle sevmek en başta. İncitmeden gönlüne girmek.

Bu güne kadar tekmeleyerek gönül kapısını açabilen kimseyi tanıyor musunuz peki?

Yapmayın, etmeyin dostlar. Siyaset erbabını kıyasıya eleştirin. Maçanızın sıkılığı oranında saydırın da onlara. Ama ne olur, kolaydır diye, karşılık veremez diye; iktidar vurgunu, hayat yorgunu vatandaşımızı tekmelemeyin, aşağılamayın.

Suçu hep dışınızda aramayın. Önce aynaya bakın, sonra mensup olduğunuz siyaset erbabına ve ısrarla sorun onlara: ”QUO VADIS DOMINI!“ Önce kendinizi ve zihniyetinizin temsilcilerini silkeleyin, uyandırın. Gözlemci olduğu sandıkta partisine oy çıkmayan 3800 sandık temsilcisinin nasıl olup da partide yer bulabildiklerinin hesabını sorun.

Ya iktidar…? Onlara da seslenin yukarıdaki biçimde elbet. Ama bilin ki size kulak vermeyeceklerdir. Onlar, gözlerini kulaklarını düşman saydıkları ötekilere, size kapamışlardır.

Toplumsal alanda onlara sesinizi duyurmanızın tek yolu vardır: Sayınızı çoğaltmak.

Bu da üreme yoluyla değil, mecazi anlamda tekmelediklerinizi kucaklamakla olur.

Bu haberi değerlendirin
[ Oylayan kişi sayısı: 0 Ortalama Puan: 0]

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İlgili Terimler :

BENZER HABERLER

KÖŞE YAZARLARI

Tüm Yazarlar
TemaFabrika