...
HAVA DURUMU
hava durumu

artvin

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 16 Kategoride 1754 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

“Köy Enstitüleri Sayesinde Öğretmen Oldum”

22 Ocak 2022 - 21 kez okunmuş
Ana Sayfa » Artvin»“Köy Enstitüleri Sayesinde Öğretmen Oldum”
“Köy Enstitüleri Sayesinde Öğretmen Oldum”

Kurtuluş Savaşından Sonra ki En Büyük Savaşın Köy Enstitülerle Cehalete Karşı Verildiğini Anlatan Cilavuz Köy Enstitüsü Mezunu Emekli Öğretmen Osman Altun, Köy Enstitüleri Sayesinde Öğretmen Olup Birçok Öğrenci Yetiştirdiğini Belirtti

Türkiye’nin gelişim ve büyümesinde Köy Enstitülerinin öneminin yadsınamaz olduğuna vurgu yapan Emekli Öğretmen Osman Altun, “Köy enstitülerinde eğitim-öğretim 3 bölümden oluşuyordu. Yüzde elli kültür dersleri,yüzde yirmi beş tarım ve hayvancılık, yüzde yirmi beşi de sanat dersleri idi. Kültür derslerini öğrenirken sanat ve tarımdan da geri kalınmıyordu Bunlar da öğretiliyordu.Köy enstitülerinde eğitim görmüş bir öğrenci, öğretmen olmuş birisi köye gittiği zaman tarımı hayvancılığı sanatı halka ulaştırabiliyordu. Köy Enstitüleri’nin bir önemi de bu hayatın içinden yetişmiş olmak” diye konuştu.

Öğretmenlik Aktörlük Mesleğidir

Cilavuz Köy Enstitüsü’n den mezun olduktan sonra 30 yıla yakın öğretmenlik yaptığını ve ardından emekli olduğunu ifade eden Altun, “Emekli olduğum için pişman değilim.

Öğretmenlik bir aktörlük mesleğidir, ne kadar genç yaşta öğretmenlik yaparsan öğrencileri o kadar faydalı olursun. Öğrencilerin karşısında ne kadar genç öğretmen olursa, aktör öğretmen olursa öğrenciye o kadar faydalı olmuş olursun. 30 yıla yakın bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra gençliğimi bitirmiş durumdaydım. Faydalı yaşımı aştığım için emekli olmaya karar verdim” dedi.

Emekli olmasını ardından Şavşat’ın Kurudere Köyü’nde köylünün isteği ile muhtar olduğunu ve 20 yıl muhtarlık yaptığını söyleyen Altun,
“Şavşat’ın Sesi Gazetesi’nde de sürekli yazılar yayınlamaya başladım. Muhtarlık dergisi çıkıyordu.Bu dergiye yazı yazan kimse yoktu. Ben kollarımı sıvadım,Muhtarlar Derneği’nin dergisine yazı yazmaya başladım. Yazılarım tutulmaya başladı.Böyle olunca gazetede de yazmaya başladım.Uzun yıllar Şavşat’ın Sesi gazetesinde hala yazı yazmaktayım. Bu yazılarım okuyucular tarafından değer buluyor” ifadelerini kullandı. 2008 yılında eşini kaybettikten sonra 7-8 yıl Şavşat Merkez’de kendi başına yaşadığını söyleyen Altun, “3 tane oğlum 3 tane de gelinim var, buna rağmen huzurevine gitmeye karar verdim. Onların düşüncelerini almadan, kendi inisiyatifim ile huzurevi gibi bir yer varken, yaşlıların yaşadığı bir yer varken ben oğluma kızıma neden eziyet vereyim dedim ve huzurevine yerleştim. Orada yazı yazmaya başladım,kitap yazmaya başladım.Bugün elimde yazdığım Şavşat’ın güldürü ustalarından topladığım güldürü üzerine fıkralarım var.Yine insanlığı düşündürücü mahiyette öykülerim ve hikayelerim var” dedi.

Köy Enstitüleri Başarı Kazandı

Köy Enstitüleri’nin kuruluşuna yönelik bilgiler veren Altun, “Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Mustafa Kemal Atatürk, “Kurtuluş Savaşı’nı kazandık, düşmanları yurttan attık, bertaraf ettik’ dedikten sonra ‘Asıl savaşılacak olan cehalettir’ dedi. Bu amaçla eğitimcilere talimat verdi ve dedi ki ‘Öyle bir okul kuracaksınız, oluşturacaksınız ki Türkiye’den bu cehaleti bertaraf edip okuma-yazma oranını yükseltecek okullar açalım”. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve o zamanki Ortaöğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç ile el ele vererekKöy Enstitüleri projesini hazırladılar. Türkiye’de 21 yerde köy enstitülerini kurdular. Köy Enstitüleri’ne köy çocukları alınacaktı, köy çocukları köy şartlarında yetişip yine köye öğretmen olarak gönderilecekti ve bu proje başarı kazandı.Ciddi oranda köy çocukları alındı okullara, öğretmen oldular. Ben de onlardan biriydim” diyerek en ücra köylere kadar öğretmenlerin yayıldığını, köyde yetiştikleri için köyleri yadırgamadıklarını ve köylere eğitim götürerek köy insanlarını okuryazar duruma getirdiklerini söyledi.

‘Bu Şartlar Altında Öğretmenlik Yaptık ve İnsanları Bir Mertebeye Ulaştırdık’

Köy Enstitüleri’ni açanların bu projeyi hayata geçirenlerin düşündüklerini ve kasaba içinde büyümüş bir çocuğun köyde öğretmenlik yapamayacağını belirttiklerini ifade eden Altun, “Bu yüzden köy çocuklarını yetiştirelim ki köyü yadırgamasın, hangi köye gönderirsek öğretmenliğine devam etsin düşüncesi ile yapıldı. Ben de bunlardan biriyim.Öyle bir köye atanmıştım ki köyde tek bir okuma yazma bilen yoktu.Doksan öğrencim vardı, tek öğretmendim. Birleştirilmiş sınıftı, 5 sınıf bir arada olduğu ve gereçlerin sadece bir kara tahta, bir beyaz tebeşir, bir Türkiye haritası ve bir Dünya haritası olan bir sınıf. Ama bu koşullarda bizi Köy Enstitüleri öyle bir yetiştirmiştir ki hiçbir şeyi yadırgamayacaksın, hiçbir şeyi aşağı alamayacaksın.Biz de bu şartlarda öğretmenliğimizi yaptık, köy insanlarını bir mertebeye ulaştırdık” dedi.

‘Günümüz Öğretmenleri hayatın İçinden Değil’

Günümüz öğretmenlerinin çoğunun hayatın içinden olmadığına dikkat çeken Altun, “Hayatın dışından eğitim ve öğretim yapılıyor. Köy Enstitüleri’ne giren öğrencilerin hepsi öğretmen olamıyordu. Başarılı olanlar öğretmen olabiliyordu, başarılı olamayanlar farklı meslek gruplarında devam ediyordu.Okuldan ayrılması gerekiyorsa hemen farklı bir dalda hayatını devam ettirebiliyordu. Şu anda bir öğrenci okulunu bitiremediği zaman başka bir alanda başarılı olamıyor. Şu anki eğitimin farkı bu işte.Şu anda okulunu bitiremeyen öğrenci eli kolu bağlı bir şekilde bekliyor ama o dönemdeki öğrenciler sıvacılık, şoförlük, hayvan yetiştiriciliği gibi birçok alanda görev yapabiliyordu” ifadelerini kullandı.

‘Bunları Öğretmenlerden Başka Yapacak Kimse Yoktu’

İlk okullar açılıncaya kadar köylerdeki insanların okuma yazma bilmediğini, 60-70 yaşlarına gelen hatta 15-20 yaşlarından yukarı insanların hiçbirinin okuma bilmediğini söyleyen Altun, “O kişiler için öğretmenler köylerde gece kursları açıyor, okuma yazma öğretmeye çalışıyordu. Gerek kadınları gerekse erkekleri imkanlara göre derslere çağırıyor ve okuma yazma sahibi ediyordu. Bu öğretmenler döneminde okuma yazma bilmeyen ne bir kadın ne bir erkek kalıyordu. Köy Enstitüleri’nde birtakım yan bilgilerde öğretiliyordu; örneğin enjeksiyon yapmak gibi. O zamanlar şimdiki gibi değildi, enjeksiyonu kaynatacaktın, onun ilacını yapacaktın; bu bilgiyi, bu beceriyi de yine bize Köy Enstitüleri kazandırmıştı. Bu bilgilere hâkim olduğumuz için insanlara faydalı olabiliyorduk. İlaçların nasıl kullanılacağını gösterebiliyorduk. Çünkü öğretmenden başka bu bilgiyi verebilecek her hangi bir kişi yoktu. Bu da köy Enstitüleri’nde okuduğumuzun göstergesidir” dedi.

Köy Okullarının Kapanması Faydalı Olmadı

Köy okullarının kapanma sürecini değerlendiren Altun, “Okulların kapatılmasının birinci nedeni, köyde yaşayan insanların göçe zorlanmış olması. İnsan kendi memleketini bırakıp gitmek istemez, bu kolay bir şey değildir, çetin bir şeydir. Gitme sebepleri bulundukları yerde tedavi edilemediler, bulundukları yerde iş istihdamı edinemediler, bu sebeplerden dolayı gitmek zorunda kaldılar. Vaktiyle atalarımız bu memlekete gelip de yerleştikten sonra buradaki sulara heveslenmişler, ormanları görüp onlara heveslenmişler. Su kenarlarında yerleşmişler ve tarıma önem göstermişler. Fakat zaman içerisinde gördük ki orman bölge-sinde yaşayan insanların bir ta-nesi bile o ormanın gelirinden faydalanamamış. Sular devletin tekeline geçmiş, ormanlar devletin tekeline geçmiş. İstihdam alanları açılamadığı için fabrika alanlarına göçmüş insanlar. Köylerde insanlar da azalınca okullar da bu sebepten dolayı kapandı. Ben Şavşatlıyım Şavşat’ın 70 tane köyü var, hiçbirinin de ilkokulu yok. Hepsi taşımalı öğrenci olarak öğrenimini yapıyor. Bu durumun da pek faydalı olmadığı açıkça belli” ifadelerini kullandı.

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İlgili Terimler :
TemaFabrika
Teknik Destek